28 Kasım 2011 Pazartesi

Orda da birileri, biri var, burda da birileri var


Evet.
Özledim sizi, o kadar !
Bu aralar her yerde birileri var. Yine geçen seneyle mukayese edeceğim ister istemez.
Geçen seneki durağanlığın ardından, birden bire gelen kalabalığı kaldıramıyorum sanırım. Yaşlanıyor muyum ne?
Şimdi bana diyeceksiniz ki yuh be Nil, amma da nankörsün diye.
Ama yok ya, bu nankörlük değil. Sadece ani geçişler zihnimi yoruyor anlaşılan. Ya da bir ihtimal daha var...o da ölmek mi dersin? demeyeceğim tamam tamam :)
Şaka bir yana, bir diğer ihtimal ise, ne istediğimi mi bilmiyor oluşum anlamıyorum.
Şöyle bir durum da var ki; gün içinde bunları anlamıyorum.. Ne zaman ki bir başıma kalayım, sakinlik bulayım hop aklıma geliyor gün içinde yaşadığım, içinde bulunduğum kalabalık kalabalık kalabalık.. Bu da boğuyor bazen.. Ama biliyorum ki buna da alışacağım.. İstesek de istemesek de hayatta her şeye alışmıyor muyuz zamanla...

Bu arada blogumu çok boşladığımın farkındayım ve bu duruma çok üzülüyorum. Ama hak verirsiniz ki vize dönemindeyim ve size şöyle iyi bir haber verebilirim ki gayet güzel gidiyorlar :) Bana şans dileyin bu güzelliğin devamı için.
Pek çok öperim. Hoş kalın.

( Başlık için ilham alınan, hatta çalınan. Buyurunuz benden size ;) )

Cut!

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bu şehir insanı uzak kılıyor


tanımadığım bir şehir var..
hiç görmediğim,
kaldırımlarında adımlar sayamadığım bir şehir..
sonra;
bir adam var..
hiç görmediğim,
kalbine dokunamadığım bir adam..
hissetmemiş bir kadın var..
uzakları ciğerine çekememiş..
o şarkıyı dinleyememiş yeniden..
susmuş..
en yüksek sesiyle, bağıra çağıra susmuş..

9 Ekim 2011 Pazar

Günler dipnotu


Merhabalar canım blogdaşlarım,
Ne zamandır yazamadım hiç,bunun sıkıntısını içimde taşıyordum gerçekten..
Ama anlayacaksınızdır ki değişimlere başlamış bulunmaktayım.
Bir senelik durağanlığın ardından yeniden hayata döndüm gibi bir şey..
Tamam bu kadar abartılamaz belki ama,bu benim için büyük bir şey..Çünkü size hep bahsettiğim o , "bir şeyler yapma" durumundan fazlaca uzaktım..Ama şimdi yeniden kavuştum.
Okul ve diğer uğraştığım birkaç şey şuan beni epey oyalıyor."Diğer uğraştığım birkaç şey" cümlesini açacak olursam,müzik ve tiyatro demeliyim.
Müziğe yeniden yeltendik pek sevgili arkadaşlarımla.Şu an denemeler aşamasındayız ama gayet keyifli.O arkadaşlarımdan biri de,severek takip ettiğinizi düşündüğüm edibüd cüğüm :)
Sonra bir de tiyatroya yazıldım,ona gidip geliyorum.Çok keyifli geçiyor,insanların hala "sanat" yaptığını görmek müthiş bir mutluluk veriyor bana.Tiyatro hocamız 'Serhat Akkaş' gerçekten işini kıvamında bir tiyatro disipliniyle ve aşkıyla yapan bir sanatçı.
Bu arada okulda derslerim çok güzel gidiyor ve bu da beni umutlandırmaya başladı.Ama sadece dersler!
Yoksa okulda aksaklıklar yok diyemem..Lisede dersimiz boş olunca sevinirdik,keşke dersler tatillerden az olsa derdik..Ama şimdi böyle durumlar olunca hiç hoşlanmıyorum ve derse girmek istiyorum!
Bakın, insanoğlu memnuniyetsizliğine bir örnek daha :)
İşte bu aralar böyle bir ahval içerisindeyim..Ama bloguma yazı yazmadığım her gün kendimi kötü hissediyorum..Bunu tüm samimiyetimle itiraf edebilirim..
Ve son olarak,bana şans dilemenizi istediğim konu vardı ya,olmadı işte o
:(
Ne yapalım..:/


Dip not: Bildiğiniz üzere Muğla'ya gitmiştim,çok ama çok keyifli vakit geçirdim ve ablamı çok seviyorum! :)

Kestik!

22 Eylül 2011 Perşembe

İçimden Şehirler Geçiyor


Bildiğiniz üzere bu sene çok yolculuk yaptım.
Birkaç kez Çanakkale,sonra İzmir,şimdi de Muğla'ya gidiyorum..
Yani yarın akşamüstü gideceğim.
Blogu takip edenler bilir ki Muğla'da kim var?
E tabii ki "ablam" :)
İşte benim de hazır okulumun açılmasına bir buçuk,iki hafta varken,gitmek lazım değil mi ama?
Ben yokken burayı unutmayın yine de tamam mı?
Önümüzdeki hafta sonu görüşmek üzere hoş kalın,iyi kalın,mutlu kalın :)


Feridun Düzağaç'tan da bir şarkı gelsin o zaman benden size ;)  İçimden Şehirler Geçiyor

Kestikk!

20 Eylül 2011 Salı

Kız Çocuğu


Küçük bir kız çocuğuyum..
Duygularım,
Ufak ellerimden sadece biraz daha büyük..
Kan görmekten korkarım,bana acı verir..
Dünyanın bir başka yerinde bir başkasına da acı veriyordur belki..
Şimdilik küçüğüm,bana sadece acıyorlar..
Şimdilik..
Ama biliyorum,büyüdüğümde kaçacaklar benden..
Soluk tenimden ürkecekler,tenimden olmasa donuk bakışlarımdan..
Halbuki ben onlardan hiç ürkmedim..
Benden korkan,korkunç ruhlarından hiç mi hiç ürkmedim..
Küçük bir kız çocuğuyum..
Dünyanın bana yüklediğinden çok daha küçük..
Kan görmekten korkarım,bedenim kanar..
Ruhum bazen ondan da öte..
Ama yenerim belki..
Belki de sizin sayenizde..


* Bu satırları birkaç dakika önce yazdım.. Bunu neden yazdığımı,siz sormadan açıklayayım.
Aklıma takılan bir şey olmuştu bugüne kadar hep..
İnsanların şiirleri,şarkı sözlerini nasıl hissederek yazdığını düşünürdüm hep..
Mesela mutlu bir hayatı,mutlu bir aşkı olan insanlardan nasıl böyle hüzünlü ve anlamlı ayrılık şarkıları çıkar derdim..
Bugün biraz da olsa bunu anlamak için yazdım şu birkaç satırı..
Ve anladım..
Püf nokta,düşündüğün şeyin ya da kişinin yerine koymakmış kendini..Öyle birisini tanımasan bile,bu dünyada mutlaka birilerini ilgilendiriyordur yazdıkların..İşte O'nun gibi hissettin mi yazılıyormuş böyle şeyler..

Tabii sadece bu değil..Dünyada tonlarca minik çocuk hayata biraz da olsa geriden başlıyor..Doğduklarından itibaren mücadele etmeye mecbur kalıyorlar bir şeylerle..İşte onları düşündüm..
Dünyanın bir yerinde hiç tanımadığım,minik kız çocuğunu ..
Dilerim ki hiçbir çocuk ya da yetişkin,istemediği,mecbur kaldığı şeylerle mücadele etmek zorunda kalmaz..

Kestik.

18 Eylül 2011 Pazar

"Bizim Zamanımızda..."


Selamlar,sevgiler,saygılar canım blogdaşlarım.
Az önce eski yazdığım yazılara ve sizin yorumlarınıza doğru yol alarak bir nostalji yaptım,öyle çok yazasım geldi ki yeni bir şeyler..
Bu yüzden epeydir aklımda olan bir konuyu paylaşacağım sizlerle..
Bazı dönem insanları,her geçen gün yenilenen,büyüyen neslimiz hakkında..

Şimdi,eskiden büyüklerim,"ahh kızım,bizim zamanımızda devir şöyleydi,bizler böyle yapardırk,buna güler buna eğlenirdik..." dediğinde anlamazdım.İşte cahil,cühela,velet aklı olarak "şimdikinden nasıl güzel olur ki" derdim bazen içimden..
Ama aslında bu çok doğru bir şeymiş..Tıpkı "nerede o eski bayramlar"cümlesi kadar samimi ve gerçek..
Henüz genç olmama rağmen,o kadar iyi anlıyorum ki bana zamanında söylenen şeyleri..
Mesela benim anne-babamın zamanında siyah önlükler varmış..Zaman geçmiş değişmiş kıyafetler o,bu..Ve büyükler bahsetmeye başlamış,"bizim zamanımızda siyahtı önlükler" diye..
Şimdi,kendime bakıyorum..Benim zamanımda da maviydi önlüklerimiz..Ki ben hala ilkokullar mavi önlük giyiyor zannediyordum düne kadar..
Ama dün öğrendim ki ilkokullar artık etek-gömlek-kravat-yelekten oluşan takımlar giymeye başlamışlar..
İşte bunu duyunca kendime engel olamadan,istem dışı şunlar çıktı ağzımdan;
"Vay be,şimdi böyle mi giyiniyorlar?Bizim zamanımızda mavi önlük vardı..Üzerimize geçirir koşuştururduk.."
Sonra kendime dönüp "hayırdır Nil?" demedim değil tabi.
Neyse,mesela başka örnekler vereyim..
Ben küçükken her televizyonu açtığımda,sanki bir mucize gibi tüm ulusal kanallarda çizgi film olurdu..Ama öyle şimdilerin winks i gibi değil tabi..Şirinler olsun,temel reis olsun,red kitt olsun,sevimli kahramanlar falan bunlar vardı ve güzeldi.Gerçekten,bir "çocuk" için olan çizgi filmlerdi..Şimdiki çocuklarda gördüğüm şeylere hayretle bakıyorum..Özel çizgi film kanalları,büyü,sihir yapan kokoş kızlar,saatiyle dünyayı alt üst eden oğlanlar..uf,neler yok neler..
Zaten küçücük zihni olan yavrucakların aklını neden gerçekte var olmayan şeylerle doldururlar ki ?
Ki zamanın ,Ruhsar'ı bile benim üzerimde felaket bir etki yapmıştı..
Bunun olmayacağını bildiğim halde çaktırmadan ödevlerimi sihir yaparak bitirmeye çalışırdım,olmayınca da içten içe bir burukluk yaşardım yani..Yalan yok.

Sonra,atariler vardı,şimdiki ps'lar yerine..Orada süper mario,mortal kombat,power rangers falan oynardık,ne güzeldi ya!

Peki ya,çocukların üstün teknolojinin tutkunu olmasına ne demeli..Ben hiçbir çocukta,klasik o çocuk olmanın verdiği saflığı göremedim uzun zamandır..Hepsi sanki doğar doğmaz bilgisayar başına geçiyor ya da teknolojiye doğuyor resmen..
Çocuk dediğin başlarda saf olacak,hatta yanlış anlamayın,bunu kötü anlamda söylemiyorum,salak olacak biraz..El kadar çocuktan kim neyin üstün zekasını beklesin ki?Niye yaşamıyor yani o minik,güzel zamanını tüm saflığıyla,tüm şebekliğiyle..

Yaa işte dostlar,ben bunlara fena taktım..Yaşlanıyor muyum,ne oluyor?Yoksa dünya mı çok hızlı,çok büyük bir telaşla değişiyor ?

Dediğim ve diyeceğim odur ki; 80'ler ,90'larda çocuk olmak güzel şeydi..
O zamana dair tonlarca şey var aklımda ama hangi yazıya sığar ki o güzellikler :) Yine de,sizin de içinizde varsa o zamanlardan kalma hikayeler buyurun yazın..
Ben sizin gözlerinizi daha fazla yormadan kapatıyorum bu yazıyı burada..


" Bizim zamanımızda,yazılar öyle Cut! diye bitmezdi,Kestik! diye biterdi =) "

Kestik ! ;)

♫♫♫*

                Sıradaki parça,günü çok güzel geçenlere gelsin ;)  

                          

♫♫♫♫♫

15 Eylül 2011 Perşembe

Altın Vuruş


Bilirsiniz ki,"her güzel şeyin bir sonu vardır." gibi bir klişe var.
İşte bu biten güzel şeylerden bir tanesi içime oturuyor,üzülüyorum yenilerine şahit olamayacağız diye..
Görselden de anladığınız üzere Teoman'ın müziği bırakmasından bahsedeceğim biraz geç de olsa.
Şimdi efendim,böyle güzel şarkılar ortaya çıkaran,böyle güzel konser performanslarına sahip olan bir adam neden tutar da müziği bırakır..
Tamam yorulmuş ya da artık istediği şeyleri insanlardan bulamıyor olabilir ama biz sevenlere yazık değil mi mesela?
Ne gönülçelenler,daha on yediler,rüzgar gülleri geçti bizim dudaklarımızın arasından..
Ama işte bizim sevgili toplumumuz,yine yargılamalara maruz bıraktı insanları..
İnsanların yaşam tarzıyla,yaptığı işi yine birbirine karıştırdı,yine hepsini bir değerlendirdi..
Teoman'ın müziği bırakışının,pek tabii insanların düşündükleriyle alakası olmayabilir de.
Ama benim hep sinirimi bozan bir şey olmuştur.Teoman,Okan Bayülgen gibi insanların hayat şekilleriyle, yaptıkları işleri birbirine karıştıran "zihniyet"lerin düşüncesizliği..
Neyse,sonuçta adam müziği bırakmış ve bundan sonra fotoğrafçılık yaparak geçimini devam ettirecekmiş..Güzel fotoğraf da çekebilir aslında,bakalım görürüz belki..

Ama asıl nokta,müzik alemini bırakırken bir nevi altın vuruş yapmış olması..
Son albüm o kadar dingin,güzel ve huzurlu ki..
Sanki,"an,benim yorulduğum andır." der gibi..Şarkılarda,Teoman'a özgü hırçınlık,asilik yok gibi..
Güzel bir kapanış yaptı yani Aşk ve Gurur albümüyle..Sakin bir kapanış..
Eski şarkılarınla yetinip,seni özleyeceğiz Teo ;)

(fotoğraf,Mehmet Turgut'un ellerinden çıkmıştır.ellerine sağlıktır.)

Kestik !

13 Eylül 2011 Salı

Şans Dileyin!



Ben çok güzel bir şey yaptım..
Şimdilik söylemiyorum size..Eğer gerçekleşirse buraya da aktaracağım..
Ama sizden bana şans dilemenizi istiyorum :) 
Çünkü bundan sonrası benim elimde değil..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Kendimden haber veriyorum!

Blogdaşlarım,pek çok özledim sizi..
Tatile ve iletişimsizliğe devam etmekteyim,iyi bakın birbirinize :)
Yakında döneceğim :)


Cut!

28 Temmuz 2011 Perşembe

Ben giderim blogum kalır,dostlar beni hatırlasın!

                                       bu da benim gideceğim yer                                                  

Bu bir veda yazısı değil,aman öyle anlaşılmasın..Veda etmem ben bu bloga.
Ama bir tatil yazısı olduğunu söyleyebilirim..
Zaten sergiye gidemeyeceğimi anlatırken de bahsetmiştim biraz,tatile gideceğimden..
Şimdi biraz daha detayına ineyim sizler için.
Yarın öğle saatlerinde yola çıkacağım bir aksilik olmazsa,İzmir'e doğru.
Merkeze gitmiyorum ama ben.. Tatil beldesine gidiyorum ve bu yüzden orada internet bağlantısı yok ne yazık ki..
Aslında normalde üzülmüyordum bu duruma,biraz teknolojiden uzak kalmak iyidir diye ama bu sefer üzülüyorum,çünkü bloguma yazı yazmayı ve sizlerle konuşmayı seviyorum,buna bağlı olarak da özleyeceğim..
Yaklaşık bir ay kadar düzenli şekilde giremeyeceğim bloguma ama ara sıra net bulduğumda mutlaka buradayım :)
O yüzden ihmal etmeyin beni sırf gidiyorum diye,unutmayın da! Geldiğimde hepinizi tastamam görmek istiyorum!
Hem tatil boyunca neler yapacağım bir özet geçeyim..
Öncelikle hasretle beklediğim denizime kavuşacağım ve günün en bol saatlerini orada geçireceğim :)
Yanımda üç adet kitap götürüyorum onları okuyacağım..
Bu aralar çizim yapmaya karar verdim,görüş açımı derinleştirmek için..Bu yüzden eski yeteneklerimi hatırlamaya çalışacağım bir kaç karalama yaparak..
Sonra,bolca ingilizce çalışacağım.(yanımda ingilizce kitaplar da götürüyorum ince ince)
Ek olarak İtalyanca cep kartımdan da bir şeyler çalışacağım :)
Stokladığım film ve dizileri izleyeceğim bol bol..

Anladığınız üzre her saniyemi değerlendirmek istiyorum bu sefer..
Ve en önemli son iki şey daha var..
Birincisi,ablamı göreceğimm,onu çok özledim :)
İkincisi de,orada da yazmak için bolca malzeme yakalayacağımdan dolayı,buraya ekliyormuş gibi bol bol yazı yazacağım..Yazdığım tarihleri de bir kenarına düşüp,her internet bulduğumda yayınlayacağım :)
Bu yüzden takipte kalın tamam mı ? :)
Yavaş yavaş kapanışı yapıp inzivaya çekiliyorum..Ama hala aklımda sergi var :/

Ben giderim blogum kalır,dostlar beni hatırlasın ;)
Öperim hepinizi çokça,hoşça kalın ;)

Kestikk!

Birisi "mevsim"mi dedi ?


Bu insanoğlu çok nankör!
Ben insanoğluyum.
O halde ben de nankörüm.
Bakın size bir"akıl yürütme(kıyas)"yaptım.Klasik mantığı severim:)

Neyse efendim,bahsedeceğim şey mevsimler,ve bizlerin nankörlüğü.
Her kış,insanların en az %80 i soğuk havalardan yakınır değil mi ? Yani,kış aylarını seven insanlar bile elbet bir süre sonra dert yanar,"havalar çok soğuk,donuyoruz,yok efendim doğal gaz faturası tavan yaptı,yaz gelsin artık"diye..Yanlış mıyım?
Öyle ya da böyle kış mevsimini geçiririz,sonra yavaş yavaş yaz gelir.Yavaş yavaş cehennem sıcakları artmaya başlar.Bu sefer yine yakınmaya başlarız,o hasretle beklediğimiz yaz mevsiminden.
"Amanın bu ne sıcak,terden eriyeceğim,esen bir yer yok mu?,of kış gelsin yahu bu ne böyle.." söylemleri ile..
Hatta ben de şu an bu yakınmayı yapmaktayım..Ama neden?
Çünkü geçerli olduğunu düşündüğüm bir sebebim var.
Hemen anlatayım ki; benim odamın penceresi,güzide bir İstanbul semtinin,güzide bir otobanına bakıyor!
Şu anda şu yazıyı yazarken,ya da odamda vakit geçirirken,hatta en vahimi uyurken cam açamıyorum.
Çünkü o camı açtığım zaman,hangi saat olursa olsun otoban gürültüsünden duramıyorum.Yan odadan bana seslendiklerinde duyamıyorum,müzik dinlemeye ya da film izlemeye çabalamaktan hiç bahsetmiyorum bile..
İşte böyle zamanlarda tavana derin ve buğulu bakışlar atarak kaldırıyorum başımı ve kış mevsimi canlanıyor gözümde ..
Camım sımsıkı kapalı,ayaklarım kalorifer peteğine yapışmış,üzerimde yorgan,kucağımda laptop,yanımda sade nescafe'm,yastıklarımı sırtıma dayamış blog yazıyorum...
Şu an çok sevimli geldi mesela bu bana.
Ama sorun şu ki,kışın da yaz için böyle hayaller kuruyorum..
Yaz gelsin diyorum,denize gireyim,yorgansız yatayım,kat kat giyinmekten kurtulayım diyorum..
Şimdi itiraf edin,siz de düşünmüyor musunuz bunları ? Düşünüyorsunuz tabii ya..
Ama bunun bir çözümü var mı ? Ya da kendince bunu aşmış birileri var mı merak ediyorum..
Çünkü bu nankörlük alır başını gider,kimse de dur diyemez..

P.s : En sevdiğim mevsim "ilkbahar"dır :)

Kestikk!

26 Temmuz 2011 Salı

Fikir hırsızlığı gibi bir şey


Bugün fark ettiğim bir olayı buraya aktarmak istiyorum.
Bildiğiniz üzere sosyal paylaşım sitelerinde herkes birbiriyle bilgi,fikir,anı vs.paylaşabiliyor.Resim,video falan da cabası.Neyse bugün kendi profilimde dolaşırken bir arkadaşımın benim yazdıklarımı,kendi arkadaş kitlesine yutturduğunu gördüm.Hemde aylardan beri.
Aaa benim yazdıklarımı,paylaştıklarımı nasıl sessiz sedasız alırsın hede hödösü yapmayacağım tabii ki..
Ama asıl olarak dikkatimi çeken şey şu ki;içinde bana ait "fikirlerin" olduğu cümleleri de izinsizce alması.
Hadi pek sallamadın onu anladım,şirinlik yaparak falan yazabilir miyim de bari,be insan!
Korkuyorum acaba blog da açmış mıdır kendine buradan kopyala yapıştır diyerek.Blogumu söylemeyeyim bari.
Azıcık kızmakla beraber,garip bulduğum bir olay oldu bu bana.Yani insanın kendi fikri olmaz mı?Hadi olmaz diyelim;noktasına,ünlemine,virgülüne kadar da alınmaz bence,oraları kırpsaymış bari.
Gün gelir de buraya rast gelip okursan sevgili arkadaş,evet kızdım sana azıcık,ama yine de kedi canını senin.

Cutt!

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Nil Elimde !

Bu da benim.
 Merhaba dostlar, bu blogun sahibi Nil şuan elimde. Kendisini kurtarmak istiyorsanız, bana buzla dolu bir küvet getirmek zorundasınız. Çok sıcak lan yandık. Şaka kısmını geride bırakıyorum ve konuya giriyorum. Blogun sahibi Nil ve bendeniz edibüd şuanda sürekli takıldığımız bir cafede oturmaktayız. Dedik ki, "Haydi bir çılgınlık yapalım!". Laptopla geldiğimiz ve wireless bağlantısı olan bir, iki bloggerın yapacağı en büyük çılgınlık, birbirlerinin bloglarına yazmaktır. Aslında başka çılgınlıklar da var ama, Nil erkek değil. O yüzden en çılgın olay bu işte. Az önce, Nil benim blogumda reklamını yaptııı ve sıra bendee. Nihhaaha!

Öncelikle Nil'in söylediklerini dikkate almayın, onu bloga ben başlatmadım. Benden cesaret alıp da başladı. "Ulan bu salak bile yazıyorsa ben de yazarım" dedi ve başladı bu işte.

Artık kendimi tanıtayım madem. Şimdi ben Sercan, Blogger alemindeki ismim ise edibüd. Blogum da şudur : curtainsofimaginaryvortex.blogspot.com

İsmi görüp de korkmayın, çok eğlencelidir benim blogum be. Bloga ilk başladığım zamanla, şu an yazdıklarım arasında, bir sürü Everest var. O zamanlar daha çok, "Okula gittim, ders gördük, okuldan kaçtık, cafeye gittik, off ne güzel hayatımız var!" temalı şeylerdi. Ama gün geçtikçe, sanki blogum bir mizah dergisiymiş, ben de onun tek yazarıymışım gibi takılmaya başladım. Çok profesyonelce olmasa da, insanları gözlemledim, bulduğum komik şeyleri yazdım çizdim falan. Benimle aynı esprileri paylaşıp benimle birlikte gülebilen izleyicilerim de oldu. Ağlicam lan nerdeyse. Çok duygulandım. Blogum benim çocuğum gibi demeyeceğim korkmayın. Çünkü ben klişelere karşı olmasam bile, çok eğlendirici bulurum kendilerini ve benimle eğlenilsin istemem. O yüzden bir de böyle bir projem var, ona da göz atabilirsiniz bence : kliselerkosesi.blogspot.com

Hatta an itibariyle, Nil'i de orada yazar yapıyorum ulan, onu da takip edin, beni de edin, Nil'i zaten ediyorsunuz. Mutlu mesut takılalım, gülelim eğlenelim. İşte böyle böyle şeyler.

Patates baskı yapmıyoruz burada, Patates de baskıya ve feodal düzene karşı, Patates herşeye karşı.

24 Temmuz 2011 Pazar

Öylesine yazasım var benim!


Şu anda yapmak istediğim tek şey "anlatmak"..
Her ne olursa,kim olursa anlatmak..
Bir konu saptamak istemiyorum..Ya da bir şeyi irdelemek..
Dilimden döküleni değil,ruhumdan sıçrayanı yazmak istiyorum..
Evet..Ruhumdan sıçrayan.
Çünkü ruhum öyle doldu ki,artık sadece dökülmüyor,sıçrıyor,taşıyor..İlerleyen cümlelerim nereye gider,hangi kıyıdaki konuya çarpar hiçbir fikrim yok,sadece yazıyorum işte..

Şu an nedenini bilmediğim bir hüzün var içimde..Kafam çok dolu,hayat belirsiz..
Belki de bakıldığında çok iyiyim..
Aslında iyiyim de zaten..Ama bir şeyler eksik..Ki böyle hissettiğime göre elbet bir yerde bir eksik vardır değil mi?

Aslında bütün arzularımın temelini duymak ister misiniz ?
İsteseniz de istemeseniz de yazacağım,sorduğuma bakmayın.

Hayata dair umduğum şeyleri tek bir cümleyle özetleyebilirim..Bütün arzularımı,düşlerimi sığdırabilirim o cümleye..
"Yıllar sonra ardıma dönüp baktığımda,"neden yapmadım?" demek istemiyorum!"
Evet.Hepsi bu.
Yaşlanıp,klasik hayallerdeki sallanan sandalyeme oturduğumda,neden "bunu" yapmadım demek istemiyorum..
Eğer yaşıyorsam,"yaşamak" istiyorum..
Bu öyle paha biçilecek türden şeylere sahip olmak falan değil.Yanlış anlaşılmasın.
Her şey giriyor bunun içine bende.. Hissetmekten kaçmak,düşlerden vazgeçmek,sevdiğin şeyleri ertelemek..
Bunlar,yıllar sonra can acıtacak şeyler olur eminim ki..

Yazmaya başladığımda bu konu hiç aklımda yoktu.Demek ki içimde varmış..
Hüznümün nedeni de nedir bilmiyorum..Açıklayamıyorum da..Sadece omuzlarım gevşiyor ve içimdeki ölü deriyi atıyorum zaman zaman..Ve bu da o zamanlardan bir tanesi..
Şimdi yanımda bir şişe şarap olsa belki daha çok şey gelirdi dilimin ucuna..
Bu arada neden şarap derseniz,en sevdiğim içki olduğundan falan değil..
Sadece,insanların içinde bulundukları hislere göre,içtikleri içkiler de değişiyor çoğu zaman bence..
Bu yüzden şu an şarap havamdayım..

Neyse;bir diğer,iç parazitlerimin uğradığı günlerde;bu tür ,"konusuz konularla" görüşmek üzere.. (tabii istemeyiz böyle günleri pek.)
Beni dinlediğiniz için teşekkürler..

Aa bir de gitmeden benden size bir replik gelsin..Artık ne çıkarırsanız..

"Frank: Üzgünüm…
Elise: Ne için ?
Frank: Sigaradan rahatsız olur musunuz? Gerçek sigara bile değil.
Elise: Ne ?
Frank: Elektronik. Sigarayla aynı nikotini veriyor ama duman yerine su buharı çıkıyor. Led ışıklı.
Elise: Hayal kırıklığına uğratan bir durum.
Frank: Gerçekten sigara içmemi mi isterdiniz?
Elise: Sevdiği şeyler yapan bir adam olmanı tercih ederdim."  (The Tourist)

Kestik!

17 Temmuz 2011 Pazar

"Kardeş"


Kardeş olmak güzel şey,sevgili okuyucular..
Hele benim gibi bu konuda şanslı biriyseniz çok daha güzel..
Çünkü benim dünyalar güzeli,müthiş bir ablam var..Kendimden çok seviyorum onu :)
Hatta bugün onun,yani benim hayatımın anlamının doğum günü..Bu yüzden yazımı ablama ithaf ediyorum..

"Abla" demek,benim için dört harfli bir kelimeden ibaret değil öncelikle..Hiçbir zaman da öyle olmadı..
Çünkü o benim her şeyim..Ablam,küçük annem,arkadaşım,sevgilim.. :) binbir kategori de olsa sığdıramam ona yakıştıracaklarımı ..

Şimdiye kadar benim doğum günlerimde genellikle ayrı olurduk,ablam şehir dışında okuduğundan ve benim doğum günüm kış ayında olduğundan ötürü..Alışmıştım biraz da olsa bu duruma..
Ama ben,şimdiye kadar hemen hemen tüm doğum günlerinde ablamın yanındaydım..
Ne yazık ki şimdi ayrı şehirlerde olduğumuz için yanında değilim..Bu yüzden içim biraz buruk..
Fakat değişmez bir klasiğimiz olan "00.00 'da ilk kutlayan kişi olma" geleneğimizi,bu sene de bozmadık :)
İyi ki doğdun,benim güzel ablam..Seni çok seviyorum! :)

Sizler de eğer bu yazıyı okuyorsanız ve bir kardeşiniz,ablanız ya da abiniz varsa gidin öpün,sarılın,bir şeyler yapın :)
Kardeş olmak güzel şeydir..Hayatta senin kanından olan,aynı yerden çıktığın,o sevgiyi paylaştığın birisinin olması müthiş bir şey..Kardeşlerinizle bağlarınızı koparmayın.. Ve sevginizi,sıkça dile getirin..:)

Dediğim odur ki; iyi ki bu ablanın kardeşiyim ve ben,ablamı çok seviyorum! O kadar !

Cutt ;)

12 Temmuz 2011 Salı

Bakış Açısı


İyi geceler blogdaşlar,
Bu yazıyı gündüz saatlerinden birinde okuyorsanız da,gelecek geceler için iyi geceler.
Neyse efendim..
Bileniniz vardır ki(bilmeyen de şimdi öğrenmiş olsun bu vesileyle),ben radyo,sinema ve tv bölümüne gönülden bağlıyım ve bu bölümde okumak istiyorum..
Bu olur mu,olmaz mı bilmiyorum ama peşini bırakacağım bir konu değil..Ki nolur benim için iyi bir şeyler dileyin de arzuma kavuşayım..Sonra da sizlere güzel güzel filmler çekeyim.. :)
Düşü bile güzel..Ama düşte kalmayacak emin olun..
Aslında anlatacağım şuydu ki; ben bu sevdaya düştüm düşeli hep ilk kısa filmimde ya da uzun metraj filmimde,nasıl bir konu işlerdim onu düşünüyorum..Ondan bahsedeceğim sizlere..
Düşündüğüm konu tamamen bakış açıları..Tek bir olayın,farklı bakış açılarından,farklı kişiler tarafından nasıl algılandığı..Birden çok kişiye ne hissettirdiği..
Bu konu hep ilgimi çekmiştir benim..Tabiri caizse,bakış açısı delisiyim.
Normal hayatımda da  düşünürüm bir olayı ,acaba şu insan,bu insan nasıl görüyor diye..
Tabii ki tam olarak algılayamayız ama bunu bir filmde işlemek çok ilgi çekici bana göre..
Fakat,filmimde öyle uç noktalar kullanmak istiyorum ki,izleyiciler her saniyesini merak etsin..
Tek bir olayı,o kadar uç noktalarda yaşayan insanların gözlerinden yansıtmak istiyorum ki...

Mesela, bir şizofrenin,bir banka memurunun,bir fahişenin,bir din adamının..vs..
Yalnız bu hikayenin tüm hakları saklıdır ona göre..
Benden önce yapanı görürsem affetmeyeceğim :)

İşte ben böyle kurgular kurarken kafamda,aynı zamanda bu bakış açılarını anlatan filmlere bakınıyorum..
Ve geçen gün bir tanesine rast geldim..Hemen size tavsiye etmek istiyorum..
Filmin adı "Flipped",2010 yapımı bir film..
Bir olayın,iki genç tarafından nasıl algılandığını anlatıyor..Her ikisinin bakış açısını bizlere sunuyor..
Tabii izlerken size ,hayatınızın filmi falan demeyeceğim,o kadar abartılı değil çünkü..Ama bence keyifli ve pek sevimli bir film..Bana konu itibariyle de,ilgi çekici geldiği için izlerken keyif aldım..Size de tavsiye ettim gitti.
İzleyecek olanlarınız varsa keyifli izlemeler dilerim.
Ve son olarak "bu konuya" dair,bildiğiniz güzel filmler varsa lütfen önerin :)

Kestikk!;)

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Behzatlı Günler


Yaz tatilinin şu güzide günlerinde evde can sıkıntısıyla uğraşırken aklıma bir şey geldi.
Bütün sezon boyunca çok izlemek isteyip,pazar karmaşıklıklarından ötürü hepi topu 10 bölümünü izleyebildiğim Behzat Ç.'ye sarmış bulunmaktayım.
Şimdiye kadar 12 bölümünü indirdim.İzlediğim bölümleri de yeniden izliyorum,unutmuşum epeyce.
Ama bu yaz sıcağında çoğu saat dışarı çıkılmadığından dolayı,tatildeyken izleyeceğim bölümleri de tüketiyorum sanırım.
Fakat gerçekten dayanılmaz olduğu için bir bölüm biter bitmez,yenisine atlıyorum.
Bir de bakıyorum akşam olmuş.
Tabii bu eylemi her gün yapmıyorum,benim de bir sosyal hayatım var değil mi yani ?
Ama aslında gittiğim yerlere de götürebilirim hani.Olamaz mı ?
Tamam biliyorum olamaz.
Şimdi de,daha yeni bir bölüm bitirip geldim bunu yazmaya,o yüzden kafam epey Ç. de kaldı,mazur görünüz.
Yani dediğim odur ki; ben,en azından şimdilik Behzat'a sarmış bulunmaktayım.
Bu yaz sıcaklarında siz de böyle alternatifler üretin,zaman geçsin :)

Cutt!

7 Temmuz 2011 Perşembe

Sivri Sineğin Hayatı


Bir önceki yazıda bahsettiğim,devamı gelecek dediğim yazılardan bir diğeri de buydu.
Bir sivri sineğin hayatı.
Daha önce bir yazımda,sivrisineklerin benimle ne alıp veremediği olduğundan bahsetmiştim :)
Geceleri onlara tahammül edemediğimi bilirsiniz bu yüzden :)
Ama şimdi bu konu üzerine,bir de onların penceresinden düşünmeye başladım..
Şimdi,onlar da bir yerde haklı.Sonuçta hayatlarını devam ettiriyor bu uçan vampirler,bizi içerek :)
Hatta o nokta kadar gözleriyle hayatlarımızı didikliyorlar :)
Belki bizim herkesten gizlediğimiz bir sırrı onlar görüyor,en özel anlarımıza bir köşeden bakıyorlar :)
Hele bir de bizim onları kovaladığımız katlanmış gazete kağıtlarını gördükçe neler yaşıyorlar kim bilir.
Ama onlar da bu yaşadıklarını göre göre yine geliyorlar kenarımıza,köşemize.Bizi kaşındırdıkları gibi kendileri de kaşınıyorlar anlaşılan.

Fakat düşünüyorum da gerçekten,ölmedikleri sürece enteresan bir hayat yaşıyorlar..
Onlarca evin penceresinden,kapısından girip binlerce hayata tanık oluyorlar..Evet anlam veremiyorlar tabi ama..Garip işte..
Düşünsenize kendinizi öyle..Kanatlarınız var,miniciksiniz ve bir hayata tanık olmanız,açık bir pencerenin içinden girmek kadar basit bir işlem.
Düşünen bir varlığın,yani bizlerin,bir hayvanla bile olsa empati yapması çok farklı değil mi ? :)
Birbirimizi anlamak için bazen bu empatilere çok ihtiyacımız var. Kullanın ;)

Ve benden size 3 dakikalık bir kısa film(animasyon) gelsin,bu konuya dair..İlk kez,yaklaşık bir ya da iki sene önce izlemiştim bu kısa filmi..Bu konuyu gördüğümde ilk aklıma gelen de bu oldu,buyurun izleyin :)

Bir Sineğin Gözünden

Cutt!

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Yazgı


Bugün biraz "yazgı"dan bahsedeceğim..
Neden bu konuda yazacağımı da kısaca bir anlatayım sizlere..
Yorumlarıyla bloguma çok şey katmaya başlayan,sevgili novaroma benden gelişigüzel bir konuya,öncesinde hiç üstünde düşünmeden yazmamı rica etti..Bu fikir benim de çok hoşuma gitti ve şimdi eyleme döküyorum..Gördüğünüz yazı başlığı(yani konusu) Novaroma'nın bana önerisidir..Ve bunlardan iki tane daha gelecek hazırlıklı olun :)

Evet...Yazgı.
Bilirsiniz "kader"ile eş anlama gelir bu kelime..
Çoğumuz yaşadığı şeyleri yazgıya yükler..Bedelini ondan sorar..
Bu yüzden de kötü anlamda kullanırız bu kelimeyi sıklıkla..
Hatta sizlerle,çok beğendiğim "Prensesin Uykusu" filminden konuya dair bir replik paylaşacağım.

" Kader,başımıza geleceklerin bir listesi diyelim ki.İyi de neden hep mutsuzluk ve kederle aynı anlamda kullanırız bunu? 'Bugün çok güldük,çok eğlendik..Kader işte.'diyeni gördün mü sen hiç? "

Bence çok doğru ve yerinde olmuş bu söz..
Yazgımızı değiştirebilir miyiz,ya da gerçekten bize yazılmış bir yazgı var da onu mu yaşıyoruz bilemem..
Ama bazen insana garip geliyor..
Hayatta tercihler yapıyoruz..Bazıları yerinde oluyor,ama bazıları bizi çıkmaza bile götürebiliyor..
Bu gerçekten yazgı mı ?
Ya diğerini seçseydim deyince de iradeye giriyor sanırım..
Aslında olay iki kilit kelimede belki de.."Yazgı" ve "İrade"..
Kimileri yaşadıkları tecrübelere,yaşantılarına,yaptıkları seçimlere irade diyor,kimisi ise yaşamamız gereken buymuş deyip yazgı diyor..
İkisi de bana tam anlamıyla mantıki ya da mantık dışı gelmiyor açıkçası..Tam ortadalar benim için..
Yazgıyı değiştirebiliriz yaptığımız seçimlerle belki..Ama belki de yaptığımız seçimler zaten bir yazgıdır..
Anladığınız üzere ben bu kaostan çıkamadım :)
Siz ne diyorsunuz ?

Bu şarkı da benden sizlere gelsin ;) " Yazmamışlar "

Cut!

İnsan Hakları



Ben,bu videoyu her izlediğimde,ilk kez izlediğim zamanki duygularıma kapılıyorum yeniden..
En başta nasıl içimde bir burukluk yaşadıysam,yine her izleyişimde yaşıyorum bunu..
Burukluk yaşamamın nedeniyse gördüğüm toplum,insanların fütursuzca savurduğu yargıları,saygısızlıkları..

Ülkemizde kaç kişi,cinsel tercih farklılıklarına normal bakıyor ?
Ya da kaç kişi dilediği şekilde yaşıyor hesap vermeksizin?
Kaç kişi bedenini,ruhunu hediye gibi sunmadan yaşıyor?
Kaç kişi hissettiklerini,güdülerini saklamıyor?
Peki kaç kişi özgürce haklarını savunabiliyor?

Çok fazla bir rakam veremez kimse size bunlar için..Nedir bu sevgisizlik,anlayışsızlık?
Neden insanlar;hayatı,çevresindekileri olduğu gibi kabul etmiyor..
Ne bu tahammülsüzlük?

İnsanların bireysel hak ve özgürlüklerine saygı duyalım artık..Kadın,erkek,çocuk,yaşlı,genç demeyelim..
Toplumdaki hiçbir statü,insanlığımızdan önemli olamaz..
Hani şu "çok kısa" dediğimiz ömür var ya..İşte,o kısa ömür,kimseye zindan olmasın..
Sadece biraz özveri ve insanların karşısındakini anlama çabası gerek bu değişim için..
En çok eşitsizlik kadın-erkek arasında denir ya hep..
Tabii ki aynı hissedemeyiz..Eşit değilsek,evet bu konuda eşit değiliz..Zevklerimiz ayrıdır belki,huylarımız,takıntılarımız...Biyolojik varlıklarız nihayetinde..
Ama haklarımızda eşitiz..!
Ne bir erkeğin,ne bir kadının,ne de bir çocuğun hak ve özgürlükleri kısıtlanamaz..
Bu toplumda hepimiz bir bireyiz..Ve hepimizin saygıya,sahip olduğumuz hakları kullanmaya,"Hakkımız Var!"
Bu toplumda yaşayan tüm bireyler lütfen duyarlı olsun..Çünkü bunlar bizim elimizde..
Yeni nesilleri sizler,bizler büyütüyoruz,büyüteceğiz..

Kestik!

Mim "8"


Sevgili mim kralı deep beni mimlemiş :)
Benim de bu gece yazı yazma isteğim vardı epey,tam üstüne denk geldi bu mim :)
Ona teşekkürlerimi sunup yazıma başlamak istiyorum..
Efendim,mim konumuz : "Evinizde yangın çıksa ve tek bir eşya kurtarmak zorunda kalsanız neyi kurtarırdınız?" imiş.

Ben hem yüzeysel,hem de derin bir cevap vereceğim sanırım..
Yani,çoğu kişide olduğu gibi bende de kaybetme korkusu vardır..Bana ait olan en ufak bir şeyi bile kaybettiğimde üzülürüm,eksikliğini yaşarım..
Bu yüzden böyle bir şey başıma gelse neyi nereden alacağımı şaşırırdım..Çünkü hep,bir diğerinde aklım kalırdı..
Ama özellikle bir daha edinemeyeceğim,geri telafi edemeyeceğim şeylerimi kurtarırdım..Bana geçmişimi anımsatan albümlerimi alabilirdim mesela..Ya da değer verdiğim bir objeyi..
Bu yüzeysel olan cevabımdı..

Eğer biraz daha derine inecek olursam ise; hiçbir şeyimi almazdım..
Neden mi ?
Zaten çoğu şeyimi kaybetmişsem,o kurtardığım küçücük şey belki de bana acı verirdi..Kaybettiklerimin küle dönüşünü hatırlatırdı..
Ben de bu yüzden,kaybettiğim o küllerden,yeni bir şeylere başlamayı yeğlerdim belki..
Ama temennimiz o ki,kimse böyle bir durumla karşı karşıya kalmasın ve tercih yapmak durumuna düşmesin..Büyük bir facia çünkü bu..

Benim mimlediklerim ise;
Luna
Hayal hanem
ayl-in

Kestikk!

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Doğru Zaman,Doğru Yer Hikayesi


Bugünlerde aklıma takılan birkaç mesele var.
İnsanların ya da olayların birbirini ıskalaması..Birbirine yetişememesi.
Bunun nedeni de sanırım doğru zaman ve doğru yer hikayesi..
Hani bir adam yada bir kadın vardır..Hayatından onlarca şey,onlarca insan geçmiştir..
Sonra gün gelir o insanlar ayrılır,hayatlar değişir..Yeni insanlar olur,yeni hayatlarda..Bazen her şey daha güzel gelişir..
Sonra der insan kendi kendine..Niye onun,bu zamanını yakalayamadım..Neden doğru zaman bu değildi diye..
Çoğu olayda da öyle olur..Örnek verecek olursam mesela daha kolay anlaşılması için..
Okulda bir öğretmeniniz vardır..Kök söktürür size.."Onu yapma,bunu etme"lerle geçer döneminiz..
Sonra siz okulu bitirirsiniz,zaman geçer,alt dönemlerden tanıdığınız olursa sorarsınız,"hala aynı değil mi?" diye..
O da size "yoo,karışmaz kimseye" der..
O an düşünürsünüz,benim dönemimde niye böyleydi? Niye şimdiyi yakalayamadım diye..
Aslında basit cevabı..
Çünkü insanlar yorulur,yıpranır,durulur..Hatta tükenir bazen..Yeniden başlar,daha sakin,daha oturmuş bir şekilde..
Sadece tatmin etmez,kabullenmez insan bu cevabı..Çünkü ıskalamıştır o,yakalayamamıştır ..
Bu sadece basit bir örnek..Çoğu zaman düşünülür böyle şeyler..En azından ben düşünürüm bazen..
İnsanlar neden birbirlerini ,olayları yakalayamaz,ıskalar diye..
Aslında belki de yaşanması gereken budur..Bazen ıskalamak,yetişememek gerekiyordur belki de..Hani şu "her şeyin en iyisi"için..
Onu da hiç anlamam ya..Ne zamana göre o ,"iyi"kavramı..Hayatın iyi gitmesi için belli bir dönem mi var yoksa?
İşte ben böyle düşünürüm bazen..Çok mu gerekli?
Hayır,değil .. Ama düşünürüm işte..

Cutt!

1 Temmuz 2011 Cuma

"1oo"ünü Dökme Küçük Kız


Haydi bakalım,benden de 100'üncü izleyici mutluluğu taşıyan bir yazı gelsin :)
Birçok blogda rastlıyordum bu 100'üncü izleyici sevincinin paylaşıldığı yazılara :)
Bu aslında gerçekten sevindirici bir şey..İnsan boşa yazmadığını,okunduğunu anlıyor o güzel yorumları,takipçileri gördükçe..
Bundan bir süre önce ben de bir blogun 100'üncü izleyicisi olmuştum ve neden bilmem ama çok sevinmiştim..
Hatta bir kaç gün sonra o bloga bakınmak için girdiğimde sevgili blogdaşımın , 100'üncü izleyici mutluluğunu paylaştığı yazısını okumuştum :)  (bkz: Uçan Penguen )
Bugün ben de 100'üncü izleyicimi görünce aynı mutluluğu yaşadım :) Hatta artık onun bende ayrı bir yeri oldu :)  (bkz: idioteque )
Şaka bir yana gerçekten insanın okunduğunu bilmesi güzel şey..İlk blogumu açtığım zamanı düşünüyorum da;kimse okumaz yazarım ben öyle kendimce diyordum..Ama şimdi nerelere kadar geldik bile :)
Burada,yüzünü bile görmediğim onca sevimli insan kazandım..
Binlerce insanın yazdıklarını okumak ,yaşamlarına ortak olup,onlarla birlikte düşünmek,hissetmek o kadar zevk veriyor ki bana..
Tüm blogdaşlarıma sevgiler..Sizinle birlikte düşünüp,hissetmek..Görmeden bile çoğu şeye tanıklık etmek çok güzel..Bol bol yazalım,bol bol okuyalım..

Bir de şarkı gelsin benden size.. Yüzünü Dökme Küçük Kız 

Cutt!

30 Haziran 2011 Perşembe

Genellemeler


Pek sevgili okuyucularım,
Şimdi size,nefret ettiğim bir şeyden bahsedeceğim..Yani öyle böyle değil,gerçekten nefret ediyorum.
Başlıktan da anlaşıldığı üzere,"Genellemeler"!
Ben insanların bir kalıba sokulmaya çalışılmasından,sadece üç,beş insan şekli varmış gibi davranılmasından,yani tüm genellemelerden nefret ediyorum..
Hele şu,"tüm kadınlar.." ya da "siz erkekler.." diye başlayan cümleler yok mu beni deli ediyor!
Nedir bu insanların tek düze olma çabası?Anlayanınız var mı ?
Neden herkes aynı olmak zorunda?Neden birisinde en ufak bir düşünce,fikir,davranış farklılığı görüldüğünde uzaylıymış gibi bakılır?
Herkes genellemelerin içinde bulunmaya,hiç ait olmadığı o özellikleri benimsemeye o kadar alışmış ki,bir süre sonra benliğini yitiriyor..Kendine has özelliklerini kaybediyor.
Ben buna karşıyım.Ben bundan nefret ediyorum..
Hayatımda şimdiye kadar "ah siz erkekler hepiniz.." ile başlayan bir cümle kurmadım ve bundan sonra da kurmak istemiyorum..
Bana eğer "siz kadınlar.." ile başlayan bir cümle kurulsa çok sert tepki verebilirim mesela.
İnsanların aynı cinsiyette,aynı yaşta,aynı ülkede,hatta aynı statüde olmasını , kişiliklerinin de aynı olmasına bağlayan çoğu insan var şu hayatta..
Kadınlar,erkekler,gençler,ergenler,Türkler,İtalyanlar vs.. diye sığ kategorilere sokulan,bu genellemelerin içinde çoğu anlamsız yargılamalara maruz kalan binlerceleri var..
Şimdi eğer birisi çıkıp bana; "Ama bu genellemeler bazı oranlardan,yüzdelerden yola çıkılarak yapılıyor,çoğu bilimsel hede hödö.." dese,
Ona tek cevabım şu olur: "Bana sormadılar."
Evet,çünkü bana sormadılar,benim gibi çoğu insana sormadılar..Hatta bunu belirtmek için "çoğu" kelimesini kullanmam biraz basit kalır.
Neyse ki bana böyle bir savunmayla gelecek birisini tanımıyorum.

Dediğim odur ki; Şu aptal genellemelerden kurtulun..Bu basit,tek düzeliğe bir "dur deyin"..Herkesin bir birey olduğunu,etrafınızda o genellemeleri kullanan çoğu kişiye belirtin..
Ben kimsenin "o adamlar yok mu ","o kadınlar yok mu "gibi bir genellemeye sokulmasını istemiyorum..Herkesin bir birey olduğu,kendine has bir kişiliğinin olduğu kabul edilsin artık..
Gerçi bir kadının bile tutup da "tüm kadınlar..."gibi bir yargı savurmasını gördükten sonra,bu duruma şaşırmamam gerek sanırım..
Tek bensem bile bundan rahatsızlık duyan ne yapalım..
Çünkü ben "onlar"değilim..En azından ben,kendimi bu saçma genellemelerin içinde bulmak istemiyorum bir birey olarak!

Kestikk!

29 Haziran 2011 Çarşamba

Kız Kafası


Size çok beğendiğim bir albümden söz edeceğim..Ve dinlemeniz için zorlayacağım.
Yani ben zorlarım ama beğenip beğenmemek size kalır tabi sayın okuyucular :)
O albüm hangi albüm mü?Merak mı ediyorsunuz?Dinlemek için çıldırıyorsunuz değil mi ?
Ahh tamam sabredin söyleyeceğim,önce biraz methedeyim :)

Geçenlerde tesadüfen rast geldim bu albüme,neymiş bu diyerek hemen dinlemeye koyuldum..Ve tek kelimeyle bayıldım..Sözler,müzikler çok başarılı..Dinlemesi çok keyifli ve huzur verici..
Bu albüm sanatçının ilk albümüymüş hem de..İlk albüm olmasına rağmen gerçekten çok başarılı..
Mutlaka edinip dinleyin derim ben..
Tüm şarkıları beğendim albümdeki,ama özellikle "Küçük Prens,Saçlarım Daha Uzunken ve Ölürsen Haber Ver"i çok beğendim..
Hatta "Ölürsen Haber Ver" parçasının küçük bir kısmına Selçuk Yöntem eşlik etmiş bir şiir ile..
Ben öneriyorum sizlere,dilerseniz edinin,dinleyin :)
Bu arada albüm fotoğraflarını da Mehmet Turgut çekti :) Çok güzel ve değişik olmuş bence arka ve ön kapak.

Tamam artık söylüyorum :) Çiğdem Erken'in Kız Kafası albümü :)

Aa bir de diyeceksiniz ki şimdi,bu başlık ve görselden anladık biz albümü.Ne bu heyecan?Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye :)
Biliyorum,haklısınız.İşte ben de böyle bir şeyim :)



Cutt !

28 Haziran 2011 Salı

Mim "5","6" [deep'e özgü]


Evet,şimdi diyeceksiniz ki niye deep e özgü bu mimler?
Şundan dolayı ki;birkaç zamandır uzun soluklu olarak bloguma giremediğimden ötürü bana yollanan mimlere tam olarak bakamadım..Yani baktım ama konularını bire bir yazamam.
Ve bu mimlerin 3  tanesi de tanıdığım en mim sever blogdaşımdan bana geldi..Amma ve lakin, sevgili deep, sanırım mim yazılarını kaldırmış,ben de bu yüzden konuları tam not edemedim..
Ama şimdi tek başlık altında,hatırladığım kadarıyla hepsine değinmek istiyorum :)

Mim 5 : Hatırladığım kadarıyla konu şuydu ki; "Okuyup sevdiğiniz,sizi etkileyen 3 kitap nedir?"

En başta "Olasılıksız " derim.Çok keyif almıştım o kitabı okurken ..Bıraksalar bir günde bitirirdim yani :) Film izler gibi okumuştum o kitabı..Alfa,beta deneyleri falan çok ilgimi çekmişti..

İkinci olarak ise Elif Şafak'ın "Aşk",kitabı derim..O kitapta da en sevdiğim özellik,bakış açısıydı..
Ben,izlediğim filmlerde de,okuduğum kitaplarda da,bu farklı bakış açılarından anlatılan olayları çok seviyorum,çok ilgimi çekiyor.
Aşk'ta da,tek bir olay,birçok kişinin gözünden anlatılıyordu..Bir fahişenin,cüzzamlı bir dilencinin vs.
İşte bu yüzden ikinci sırada Aşk var.

Üçüncü olarak ;" Siyah Masumiyet Beyaz Günah " kitabını söyleyeceğim..
Bu kitapta ise,yarı düşsel yarı mitolojik bir konu ve anlatım vardı..Mitolojiyi çok severim ben.Ama tabi bu kitapta düşsel öğeler daha belirgindi..Salt bir mitolojiden söz edemeyiz bu yüzden..

Üç demiştik ama ben bunu dörtleyeceğim sanırım :)
Çünkü Emile Zola'nın,Meyhane'sini söylemeden geçemeyeceğim..O kitabı da çok sevmiştim..Gerçekten Emile  Zola'nın tüm naturalist yazar kişiliği bu kitapta anlaşılabiliyor..Bu bir klasik olduğu için konuyu uzun uzadıya yazamayacağım ne yazık ki :)

Mim 6 : Hatırladığım kadarıyla konu şuydu ki; 90'lardan sevdiğiniz,size eğlenceli ve değişik gelen şarkıcılar gruplar kimdi ?

Ya aslında buna verecek cevabım öyle çok ki;
Mesela o zamanlardan bu zamana,Metallica,Iron Maiden,Judas Priest,Pink Floyd,Deep Purple,Led Zeppelin,AC/DC,Queen gibi sevdiğim onlarca isim sayabilirim..

Değişik gelenlere özellikle örnek verecek olursam mesela AC/DC ' nin T.N.T  şarkısı bana hep çok değişik ve eğlenceli gelmiştir :)

Mim 7 : İşte bu mimi hatırlamam imkansız çünkü 100 cevaplanması beklenen soru vardı :) Sevdiğimiz 100'ler gibi bir şey olabilir :) Ne yazık ki onu hatırlayamıyorum ve bu,mim 7'yi maalesef yok saymak zorunda kalıyorum :)

Deep ' e çok teşekkürler :) blog aleminin en mim severi ilan ediyorum onu :) Benden önce çoğu kişi etmiştir eminim ki :)

Ben bu mim konularına,özellikle birilerini mimlemiyorum,dileyen istediği konu için kendini mimlenmiş sayabilir :)

"Not: Görsel'in herhangi bir anlamı yok içimden geldi öylesine :)"

Cutt!

24 Haziran 2011 Cuma

Özlerim!

Yaklaşık bir iki gün içinde canımın parçası ablam,işe başlamak için  Muğla'ya gidiyor!Hemen hemen yılda,sadece 15 gün görecek olmak büyük ızdırap :(
Özlerim ki , çok özlerim ! :(

22 Haziran 2011 Çarşamba

Mim "4"


Yeni bir mim daha aldım sevgili blogdaşlarım..Ama biraz gecikmeli oldu sanırım cevabım,geç görmem yüzünden..Affola :)
Sevgili blogdaşlarım deep , b3ngü ve canım Memento Mori beni mimlemiş.Onlara çok teşekkür ediyorum ve konumuzu yazıyorum :)

Mim konusu:Tam şu anda,evet tam şu anda nerede olmak ve ne yapmak isterdiniz?Ve o yerde dilinize dolanan ilk şarkı ne olurdu?Ve resmini de koyun." imiş.

Bu sıralar bildiğiniz üzere huzura çok ihtiyaç duyuyorum.Bu yüzden huzur dolu bir yere gitmek isterdim..
Sanırım sizinle paylaşmadım ama benim bir İtalya sevdam var.Bu yüzden de,Venedik'te bir gondolda gezinti yapıyor olsam hiç de fena olmazdı.Hatta çok güzel olurdu.Bakın çok istedim ama şimdi ben.
Neyse ama umarım bir gün size oralardan da yazarım,gezintimi yaparken :)

Bu gezintiyi sevdiklerimle yapmak isterdim,yanında huzurlu olduğum insanlar olsun isterdim.
Hangi şarkı dilime dolanırdı ama onu tam bilemiyorum :)
Losing my religion olabilirdi belki,çok severim,mutluyken de dinlerim :) 

Bu mim konusu çok güzel oldu bana,hem sizinle İtalya sevdamı paylaşmış oldum :)
Deep , b3ngü ve Memento Mori'ye tekrar çok teşekkür ederek,bir kaç blogdaşımı mimliyorum.


Not: tekrar söyleyeyim , eğer mim nedir diyorsanız ilk mim deneyimi yazıma bakabilirsiniz.
ve mim cevaplamak istemeyenler olursa saygı duyarım.

Kestikk!

21 Haziran 2011 Salı

Yoruldum


Bu aralar öyle yoruldum ki anlatamam sayın okuyucularım,sevgili blogdaşlarım..
Ama bu bedenen bir yorgunluk değil..Ruhen yoruldum çünkü..
Çoğu şeyin garip gittiği zamanlardan birindeyim.Tüm senemi mahveden sınavlardan kurtulmak üzereyim az kaldı..
Bunun dışında görüşemediğim tüm çevremdeki insanların bana sarf ettiği tripleri anlatabileceğim kelime kalmadı..
Hele şu,bile isteye görüşmediğimi düşünen sevgili yakınlarım yok mu..Anlamıyorum..
Anlaşılamamak çok kötü..
Öyle yorgunum ki sayın blogdaş..İyi bir şeyler olmazsa infilak edecek başım..

Ne demiş sevgili Attila İlhan ;
Ya bu gece harikalı bir şeyler olsun,
Yahut bir bomba gibi,
İnfilak edecek başım..


Geçenlerde bir de başıma garip bir sağlık sorunu geldi..Yaklaşık bir iki aydır çektiğim ve önemsemediğim bel ağrım başıma iş açtı..Çünkü bir anda dayanılmaz bir hal aldı o ağrı,eğilemez oldum hatta..En sonunda sevgili ailemin zorlamalarına ve çektiğim acıya dayanamayarak doktora gittim en "acil"inden..Aldığım ilaçlar sayesinde  4-5 gün sonra daha iyi hissetmekteyim,bir iki güne bir şeyim kalmaz..
Bu da bedenen olan yorgunluğuma bir katkı sanırım..

Ama blogdaşlarım size bir şey diyeyim mi?
Ben artık rahatlamak istiyorum.Sorun istemiyorum.Kahır,trip,kızgınlık istemiyorum..Cidden yoruldum..
Biraz huzur çok mu ki?

Yetişemiyorum,yoruldum..Dur biraz dünya!

Kestik!

14 Haziran 2011 Salı

Seviyorum


Başlıktan ötürü birisine aşık olduğumu,onu anlatacağımı ya da aşk ile ilgili bir şey yazacağımı düşünmeyin.
Bu yazı tamamen "Sevmek" ile ilgilidir.
Biz insanlar bu kelimeye o kadar yakın ve bir o kadar uzağız ki..Kullanmaya korkuyoruz.
Ya da ;"Seni Seviyorum" kelimesini sadece ,aşık olunan kişiye,sevgiliye söylenen bir şeymiş gibi algılıyoruz çoğu zaman..Ailemize,arkadaşlarımıza bu kelimeyi kullanmıyoruz,kullanamıyoruz..Hatta bu kelimeyi sadece sevgiliye söylenir diye algılayanlar,sevgililerine bile kullanmıyor çoğu zaman..
Niye ki bu korku?
Niye bu utanma ?
Bu kadar korkunç bir kelime değil ki "Seviyorum" demek..
Ben,sevdiklerini gönüllerince söyleyebilen insanlara hayranlık duyuyorum..Bu kelimeden korkmayan çekinmeyen tüm insanlara..
İnsanın içindeki sevgiyi paylaşması kadar güzel bir şey olamaz çünkü..
Şimdi bu yazıyı okurken,"ben seviyorum ama belli etmiyorum"diyorsanız,yapmayın bunu.Vazgeçin.
Korkmayın ailenize,dostunuza,sevgilinize bu kelimeyi söylemekten..Belli edin,ne var?
Aslında şu da var ki etrafımızda sevgisini söylemeyen birileri hep var olduğu için bizler bu durumu fark etmiyoruz..Ama bir kişi bile görürsek sevgisini gönlünce dile getiren,fark etmeye başlıyoruz o anda..
Ben de uzun süre önce çok sevdiğim bir hocamda bu özelliği görüp,farkındalaşmaya başladım :)
Sevdiklerine,öğrencilerine sevgisini dile getirmekten hiç çekinmiyordu çünkü..Hala da öyle :)
Ona da buradan sevgilerimi iletiyorum :)

Dediğim odur ki;bunu söylemekten kaçınmayın..Hatta bu yazıyı okuyorsanız eğer,gidip sevdiğiniz birine seni seviyorum deyin :) Kötü bir şey olmadığını göreceksiniz..

Kestikk !

11 Haziran 2011 Cumartesi

En güzel kokular


Herkesin kendisine güzel gelen kokular vardır,vazgeçemediği..Ama yanlış anlaşılmasın parfüm gibi şeyler değil hani..
Bir varlığa,doğaya ait kokular mesela..Çünkü tek vazgeçilmez kokular onlardır..Mesela bir annenin kokusu,yıllar da  geçse,o koku aynıdır,değişmez,vazgeçilmez..Mesela bir deniz kokusu,denizdeki keskin yosun kokusu,ya da mis gibi bir çiçek..Bunlara belki de binlerce örnek verilebilir..Ama benim en vazgeçilmez bulduğum kokuyu yeni yeni farkettim..Nasıl mı? Haydi anlatayım...

Geçenlerde İstanbul'dan Çanakkale'ye gittim.Orada birkaç gün kaldıktan sonra geri İstanbul'a dönmek üzere yola çıktım..Otobüste tek başıma otururken,çaprazımda sevimli mi sevimli,sürekli yüzünden gülücükler saçan bir melek gördüm..Melek diyorum,çünkü o bebek gerçekten bir melekti..
Bana sevimli sevimli bakıp gülümsüyordu..Hatta tüm yolculara.
Hayatımda ilk kez bu kadar güleç ve insanlara meraklı bir bebek gördüm sanırım ben..Otobüsteki herkese öyle derin bakıyordu ki gözlerini ayırmaksızın..Çözmeye çalışıyordu sanki herkesi..İçimi müthiş bir huzur kapladı onun sayesinde..

Mola yerine geldiğimizde sevimli annesi , benden birkaç dakika o tatlı meleğin yanında kalmamı rica etti..Seve seve kabul ettim,zaten uyuyordu o tatlı melek..
Yanına gidip oturduğumda mis gibi kendine has kokusu sızlattı burnumu..Ama müthiş bir sızlatmaydı bu..Uyurken her nefes alıp verişinde o koku daha da yayılıyordu..
Mola bitimine yakın annesi geldi ve teşekkür etti.Ben de yerime geçtim..İstanbul'a doğru yaklaştığımızda ise o sevimli melek annesinin kucağında etrafa,insanlara bakınmaya devam ediyordu..Sonra kollarını bana uzattı,yanıma gelmek istiyordu..Annesi de bebeğinin isteğini geri çevirmeyip bana verdi o tatlı meleği..
Kucağımda tatlı tatlı gülerken içime çektim o sevimli meleğin kokusunu..İnsanın içini temizleyen bir koku bu resmen..Tüm pisliklerden arındıran bir koku..
Derler ya  bir çocuğa sarılınca bütün kötülükler atılır,tertemiz hissedilir diye..Gerçekten doğru bir şey bu..Sanki onun saflığını içime çekmiş gibi hissettim..Tertemiz,yorulmamış,huzurlu bir bedene,ruha kavuştum sanki bir anda..Üzerimdeki gelmiş geçmiş tüm yorgunluğu aldı sanki bir gülümsemesi,bir kokusuyla..
Dediğim odur ki; benim en güzel bulduğum koku o müthiş bebeklerin kokusu..O saf,temiz bebeklerin güzelliği..
Eğer hayatınızda bir şeyler yolunda gitmiyorsa bir bebeğe sarılın ve koklayın..Bütün olumsuzluğu,kiri alıp götürecektir,bundan eminim..



Dip not: O güzel meleğin adı da Çehre'ydi :) Dilerim ki huzurla büyür :) Yine sevesim geldi.

Kestikk!

8 Haziran 2011 Çarşamba

Mim "3"


Ne demiş sevgili Bertuğ Cemil,"Yalanlar,yalanlar,yalanlar..Bulutların ardındaki güneş gibi,gerçek.."

Bu güzel şarkıyla yaptığım girişten,mimlendiğim konuyu anlamışsınızdır tabii.
Ama öncelikle sevgili blog arkadaşım ayl-in  e teşekkürü bir borç bilirim miminden ötürü :)

Evet,mimimizin konusunu tam olarak yazacak olursam;
"Yalan hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? "

Tabii ki ben de çoğu insan gibi yalanı sevmem..Zaten ne kadar,sevimli bir şey olduğunu söyleyebiliriz ki ?
Yalanlar,insanları hiç ummadık noktalara sürükleyebilir..En basit,en küçük gibi gözüken bir yalan dahi olsa,sonradan içinden çıkılmaz bir hale bürünebilir..
Tabii olayın bir de şu tarafı var.Hiçbirimiz yalan söylemedik mi ?Hepimiz bu kadar dürüst müyüz herkese,her şeye karşı?
Tabii ki hayır.
Bazen elimizde olsa da,olmasa da  söyleriz yalan..Bazen kötü bir durumdan kurtulmak için,bazen bunaldığımızda,bazen birini mutlu etmek için bile söyleyebiliriz hatta çoğu yalanı..
O yüzden "yalan söyleme" durumu gerçekten göründüğü gibi basit değil..Binlerce nedene,kola ayrılıyor..
Kimse istemez,sevmez yalanı ama her zaman umduğumuz gibi gitmez koşullar..
Bir yandan da yalanın siyahı beyazı olmaz derler,haklılar da ama..Bu dünyada gerçekten beyaz yalanlar önemli bir yer kaplıyor..Bir kişi bile bana ben hayatımda yalan söylemedim dese inanmam..Çünkü yok öyle bir insan..
Ama bu yalanın önemli boyutları da var tabii ki..
Mesela beyaz,küçük yalanlarla başlayıp sonradan bunu alışkanlık haline getirenler,hiç gerekmedik zamanlarda bile kullananlar hiç de azımsanacak düzeyde değil..Bu ince çizgiyi her zaman korumak lazım..Kendimize olan inancımızı,başkalarının bize duyduğu güveni sarsmamak için..
Siz,siz olun yalan söylemeyin..Bunun ne kadar mümkün olduğu tartışılır ama en azından hiçbiri ciddi boyutta olmasın ve alışkanlığa asla dönüşmesin..

Tekrar ayl-in arkadaşıma teşekkür ederek yazımı bitiriyorum..
Çok yorgun olduğum için uzun bir mim talihlileri listesi yapamayacağım ne yazık ki..
Mimlediklerim; 
Ebru
Uçan Penguen
edibüd üm,cancağızım

Hepinize yalansız günler :)

Cutt!

7 Haziran 2011 Salı

Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!


Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

"Hepimiz bu konuda duyarlı davransak ne güzel olur ama,olmaz mı ?"

2 Haziran 2011 Perşembe

Mim "2"


İkinci Mim'imi almış bulunmaktayım.
Sevgili blog arkadaşım,Mia Wallace  beni mimlemiş,ona çok teşekkür ediyorum ve bu güzel mim konusunu yazmaya hemen başlamak istiyorum.

(Mim nedir arkadaşım diyorsanız tekrardan bir tıklayın bakalım.)*

"Mim konusu:Güne başlamak istediğin şarkı nedir?Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı?"  imiş.

Aklıma hep iç karartıcı şarkılar geldi ilk etapta ama sonra konuyu tekrar okudum ve dedim ki "-yahu bu şarkıyla güne başlıyoruz.Tüm günlere güzel uyanalım,güzel başlayalım.."
Ve güne başlarken tereddütsüz dinleyeceğim,her gün dinlesem bıkmayacağım bir şarkıyı yazmaya karar verdim.Ki hemen hemen her sabah dinliyorum ve mutlu oluyorum dinleyince :)

Bu şarkı ne mi? Tabii ki ; Morcheeba-Enjoy The Ride  :)

Bu şarkıyı çok severim..Dinledikçe mutlu olurum..Çünkü gerçekten çok sevimli ve güne başlanabilinecek bir şarkı..Keyifle dinlemenizi dilerim..Her güne güzel uyanın :)

Tekrar Mia'ya teşekkür ederek,kendi mimlediğim arkadaşlarımı yazıyorum..

Memento Mori
Nev'i Şahsına Münhasır Kişilik
Sadece Umut
Hüzzam Makamı
(!) Ilımlı Fısıltılar
Kaka Kuka
By Mutu

(tekrar söyleyeyim,bloglarında mim konularına yer vermeyen arkadaşlarıma saygı duyarım,anlarım.)

Cut !

31 Mayıs 2011 Salı

Acıtmışım Canını Sevdikçe


             

Sezen Aksu'nun yeni albümünden bir parça..Ve benim çok hoşuma gitti bütün gün bunu dinledim..
Normalde Sezen Aksu'yu pek sevmem..Gerçi sevmediğim kendisi..Şarkıları asla değil..Şarkılarını çok severim..
Bu şarkıya çok sardım ama şu sıralar..Siz de dinleyin sevebilirsiniz..

Eşlik etmek isteyenler için sözlerini de yazayım..


Hani yangın yerinde, sevmiştim ben seni.
Darmadağın akşamlarda, bir avuç gül uzattın
Bense kırık bi can yıkıntılar arasında
Ah neden korktum, ah neden korktum
Bir uyandım ki artık yoktun
Uzanıp eşsiz hatırandan öptüm
Meğer nasılda acı, nasılda gece
Kanatmışım yaranı sevdikçe
Meğer nasıl karanlık ne buyuk bu dert
Acıtmışım canını sevdikçe
Bırakıp gittin yok olup yittin
Gözlerindeki hüzün, hüzün, bak siliniyor yüzün, yüzün…
Karanlık gözlerinden öpmüştüm ben seni
Paramparça akşamlarda ısınmıştık birlikte
Bu soğuk dünyada, yıkıntılar arasında
Ah neden korktum, ah neden korktum
Bir uyandım ki artık yoktun
Uzanıp eşsiz hatırandan öptüm
Meğer nasılda acı, nasılda gece
Kanatmışım yaranı sevdikçe
Meğer nasıl karanlık ne buyuk bu dert
Acıtmışım canını sevdikçe
Bırakıp gittin yok olup yittin
Gözlerindeki hüzün, hüzün, bak siliniyor yüzün, yüzün.
Gözlerindeki hüzün, hüzün, ah siliniyor yüzün, yüzün…
Kestik..

29 Mayıs 2011 Pazar

Dinlemeye Cesaret Edilemeyen Şarkılar


Hayatta bazen olur böyle..
Yaşamınızın güzel bir döneminde,yada herhangi bir zaman,bir şarkı alırsınız kendinize..Ya da size bahşederler  o şarkıyı..Dinledikçe güzel şeyler canlanır zihinde..Her şey mükemmeldir o şarkılarla..
Sonra bir gün o güzellikler gider..Puff diye..
Elinizde o şarkıyla kalırsınız..Zaman geçer,yara veren aşk,arkadaşlık,dostluk dibe itilir..
Sonra bir şekilde açarsınız o şarkıyı..Bilmeden,fark etmeden..
Ama anlarsınız ki o şarkı dinlenmez,dinlenemez..Karında bir ağrı,göğüs kafesinde bir sıkışıklık bırakır..
Denersiniz,itersiniz,dinleyeyim be dersiniz..Ama olmaz..
Bazen her şeye,tüm güdülere rağmen dinlersiniz..
Dağılırsınız...
Şarkının ağırlığı önemli değil..Dünyanın en sevimli,en neşeli şarkısı bile olabilir bu..Ama dağılırsınız,hiç şüphesiz..
Ne zaman ki dinlemeye çalıştığınız bu şarkılar bir his yaratmaz sizde..İşte o zaman iyileşmişsiniz demektir..
Dinlenemeyen şarkılar ile hissedilen acı doğru orantılıdır.
Hatta o şarkıları bile bile,acısını bile bile unutmak istemeyenler de vardır..
Bu yazının sonunda o şarkılardan birini paylaşacağımı sanıyorsanız sizi yanıltabilirim..Sanırım ben de cesaretsizim biraz..
Dediğim odur ki;zamanı değilse dinlemek için çabalamayın..Doğru zamanı anlayacaksınızdır..

Kestikk..

27 Mayıs 2011 Cuma

Ben küçükken...


Şebelekmişim..Evet bildiğin şaşkaloz.
Bu kanıya nereden mi vardım?Anımsadığım saçmalıklardan tabii ki..
Efendim,ben okumayı biraz erken sökmüşüm ailem sağ olsun.Ama sökmez olaydım.Sırf birazcık erken söktüğüm için her şeyi yanlış anlamışım.
Geliyorum şimdi bu yanlış anladıklarıma.

Mesela ben,herkesin bildiği Karadeniz'li ünlü sanatçı,Volkan Konak'ın adını "Anonim" zannediyordum.
Neden mi ?
Bir gün oturdum kral tv de klip izliyorum,o zamanlar kral tv bomba.
Tabii okumayı da az buçuk bildiğim için zar zor okuyorum..Klibin sonunda söz müzik yazılarını atlayıp,hatta koca Volkan Konak yazısını da atlayıp,Anonim kelimesini okudum.Her halde en uzun süre sonda  o kaldı ekranda,okumam kolay oldu..Epeyce adamın adını Anonim zannediyordum anlayacağınız..Sonuçta ne bilir küçücük çocuk Anonimin anlamını.


Diğer bir tanesi ise haberlerde "Arşiv"den kayıt gösterdiklerinde yukarıda yazan Arşiv'i ben bir il zannediyordum.Artvin'den çağrışım yapmış olsa gerek.Hatta bir de şaşırıp kendi kendime,"-ya bütün olaylar da Arşiv de oluyormuş,nasıl bir yer acaba burası" diyordum.


Diğer biri de mesela,Zeki Müren'i ilahi bir kişilik zannetmem.Ona kötü bir şey söyleyince çarpılır mıyım acaba diye düşünürdüm..Çünkü herkes çok severdi,kimse toz kondurmazdı.Bende buna ilahi bir anlam yüklemişim demek ki..
               (Ama baksanıza haksız mıyım,melek gibi yani.Suç benim mi?)

Tabii bunlarla sınırlı değil daha niceleri var,ama aklımda net kalanlar bunlar olmuş..Sanmayın ki bunlar uzun sürdü.
Kısa süre içinde gerekli utancı yaşayıp,her şeyin farkına vardım,gerçekleri tüm çıplaklığıyla öğrendim.
Ama hala Volkan Konak'ı gördükçe gülümserim..

Ben küçükken şebelektim.

(Geç gelen bir düzeltme yapacağım..Ben fark etmeden bu sıralar sık dolaşan bir mim konusunu kendime konu edinmişim.Gerçekten çok şaşkınım şuan bu tesadüfe :) mimleri hisseder oldum..kendimle mimleşiyorum sanırım:) )
Cutt!

22 Mayıs 2011 Pazar

İlk Mim Deneyimi


Yazıma öncelikle,Kaka Kuka adlı blog arkadaşıma teşekkür ederek başlamak istiyorum.Beni mimlemiş.Ve bu duyguyu tatmama vesile oldu aslında.

Hazır yazıma başlamadan önce bilmeyenler için "Mim" in ne manaya geldiğini kendimce açıklamak isterim.
İlk blog açtığımda böyle "ilk mim,5.mim,8.mim" gibi başlıklar gördükçe merak ediyordum "nedir bu mim?" diye.
Araştırıp bakındıktan sonra şu bilgileri edindim.
Bu mim denen olay bloglar arası yaygın bir etkinlik türü.Bu furyayı siz de başlatabilirsiniz ya da başkasının sizi mimlemesi üzerine devam ettirebilirsiniz.
Gelelim asıl konuya,öncelikle bir blog sahibi herhangi bir konuda görüşlerini paylaşıyor.Mesela gördüklerimden yola çıkarak şunları örnek verebilirim."Blog sahibi olmaya nasıl karar verdiniz,hayatta sizin için değerli 3 lüler,ya da belirli bazı anket tarzı soruları yanıtlamak"gibi.
Sizin de eğer bir blog sahibi tarafından bu tarz mim konularında sonlarda adınız geçiyorsa siz de  mimlenmişsiniz demektir.
Mimlenen blog sahibi de bu mim konusunu yanıtlar ve kendi blogundan yeni mim talihlilerini seçer..Ve bu böyle zincirleme bir şekilde sürüp gider..
Peki mim neden var ?
Mimin olmasının amacı ise bloglarımızın daha fazla kitlelere ulaşıp,bloglar arası daha fazla okuyucuya sahip olması.Sonuçta hangimiz istemeyiz ki bloglarımızın okunmasını,değerli görülmesini.
Bu yüzden ben  de bu eylemi faydalı buluyorum..
Çok uzatmadan kendi mim konuma gelmek istiyorum.Bana yöneltilen mim konusu da şu ki ;

"Tarihsel süreçte nerede olmak isterdin? Neden orada olmak isterdin? Kimi görmek isterdin?"

Ben bu mim konusuna tek bir cevap veremeyeceğim aslında.
Tarihsel süreç içerisinde görmek isteyeceğim onlarca değerli insan var ki..

Mesela en başında "Mustafa Kemal Atatürk" geldi aklıma..
Öyle dahi bir liderin yaşadığı zamana tanıklık etmek,onun fikirlerini birinci ağızdan duymak müthiş heyecan verici ve değerli olurdu..







Ama benim için bu tarihsel süreçte önemli olan iki büyük isim var. "Friedrich Nietzsche ve Salvador Dali"
İkisinin de yaşadığı zamana tanıklık etmek isterdim.

Öncelikle Friedrich Nietzsche'yi ele almak istiyorum.

Bu adamın kıyısında köşesinde bir asistanı yada yardımcısı falan olmayı dilerdim.Onun düşünce sistemine biraz da olsa tanıklık etmek,ondan bir şeyler almak isterdim..







İkinci olarak ise Salvador Dali..

İşte bu adam benim için bir dahi..Sürrealist bir ressam olan Salvador Dali,resmettiği her figürle beni o yıllardan bu yıllara etkilemiştir.Her zaman da yenilerini gördükçe etkilemeye devam etmektedir.
Onun da kıyısında,köşesinde bir yerlerde bulunmayı gerçekten dilerdim..O fırça darbelerini hayretle izlemeyi isterdim..Gerçeküstücülüğün içinde saklı olan gerçeği görmek isterdim onunla birlikte..Onun resmettiği gibi zamanın akışını,erimiş saatlerle resmetmek isterdim tıpkı onun gibi..

Benim bu güzel Mim konusuna katacağım fikirler bundan ibaret.Devamında mimleyeceğim değerli blog arkadaşlarımın fikirlerini,yazılarını da merakla bekleyip,okuyacağım..
Tekrar teşekkürler Kaka Kuka.

Benim mimlediğim sevgili blogdaşlarım ise şunlar;

http://ukaladumbeleki.blogspot.com/  (Elif)
http://patatesfaryan.blogspot.com/     (Ezgi)
http://defnenin.blogspot.com/             (Defne)
http://photodiaryofblue.blogspot.com/  (Nil)
http://hepoyleolurzaten.blogspot.com/    (Ness)
http://patolojikyalanci.blogspot.com/    (Bir kitabı bir günde bitiren kız)
http://crazywomenrosemary.blogspot.com/  (crazywomenrosemary)
http://didindirdiklerimizdendir.blogspot.com/   (spesifik)
http://curtainsofimaginaryvortex.blogspot.com/   (edibüd)

(dileyenler cevaplayabilir ama blogunu mim konularına kapatmış arkadaşlarım olursa da sonsuz saygı duyarım :) )

 Cutt!