Selaam blogdaşlar. İzmirden yepyeni geldim daha. Güzel bi tatildi, yer yer sıkılsam da iyiydi işte.
Canparem ablamı nişanladık mesela. Yerim onu ben.
Neyse, şimdi yeniden döndüm buralara ve baktım ki Sörcınım beni mimlemiş. Hemmen şimdi onun mim'ine icabet ederek, yeniden aranıza dönme yazısını da yazmış bulunmak istiyorum.
Haaydin başlayalım.
Günün nasıl geçti?
Günüm güzel geçti. İzmir'den yeni dönmüş olma yorgunluğu vardı üzerimde biraz. Ama pek sevdiğim arkadaşım Tolga ile Benzin'e gittik. Çok şahane olmuş. Dekor falan şahaneydi, bayıldım. Sonra Ahmet'ler geldi başka yere geçtik falan, iyiydi yani.
İsim vermeden bahset;
Haani kuşlaaar ağaçlaar, binbir renkli çiçekleeerr diyip kapatalım konuyu.
Neden hep cam kenarı?
Cam kenarı güzel bir yer çünkü. Geçmek isteyen insana yer verip rahatsız olma durumun yok. Kulaklığı takıp sessiz sakin yolunu izlersin mesela paşa paşa. O esnada bir şeyler düşünürsün, hayal falan kurarsın. İyidir yani. Ama bir de koridoru düşünelim. İnecek olana yer verme çilesi var. Hadi onu geçtim cam kenarına yola göz takılma durumu varken; koridor tarafında, yanında oturan kişinin uğraştığı şeye gözün takılıyor. Onun kitabına salça olmak, ya da anlamsız yere adamın mesajına göz kayması gibi. Bunları tabii yaptığım için söylemiyorum he yanlış anlaşılmasın. Maruz kalmıyor değiliz.
Bugün kendin için ne yaptın?
Bugün kendim için; arkadaşımla sohbet edip hasret giderdim, nargile içtim, batak oynadım. Evet bunları kendim için yaptım.
Twitter Anasayfa'nı aç, gözüne ilk takılan!
Evet, küfür ediyorum şu an.
Düşün ki o bunu okuyacak;
O, bu, şu, bizler, sizler hepimiz okuyalım ne güzel işte.
Kahkaha atmana neden olan karikatürler :
Klavyeye bakmadan bir şeyler yaz:
Şu facebook oyu n isteklerinden bıktym usandım.
Cümle düşün, sonra yerlerini değiştirerek yaz:
konserini lansman Ceylan Ertem'in bugünkü kaçırdım.
Ctrl+V yap:
http://www.youtube.com/watch?v=FzJ7oSK_kOU&feature=share
Ben de bu mim esnasından çok eğlendiğimi belirtmeliyim. Sercancığıma teşekkürlerimi sunarak . Ben de mim i Bengü ' ye aktarıyorum. Hoş kalın.
Cut.
13 Eylül 2012 Perşembe
13 Temmuz 2012 Cuma
Gülee Gülee Bannaa
Ben yine, geçen seneden tahmin edeceğiniz gibi Çandarlı'ya gidiyorum. En nihayetinde tatil yapmak benim de hakkım di mi ama? Herkese iyi tatiller dileyip kaçıyorum. Mutlu kalın.
Cut.
* Gene Geleceğim! *
Cut.
* Gene Geleceğim! *
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Foto Foto
Günaydın blogdaşlar.
Fotoğraf makinesi çekilişine katılmaktayım.
Şans dileyin de bana çıksın.
Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=1062 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.
Etiketler:
Fotografium,
Lowepro Çanta,
Nikon D3200,
Slik Tripod
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Bugün'ü Not Ediyoruz
Eveet harika bir gün geçirdim a dostlar.
Güven Erkin Erkal'ı okulda ağırlama şerefine eriştim. Muazzam bir seminer oldu. Türkiye Rock Tarihi'nde neler varmış da bizim haberimiz yokmuş. Biliyorum diye geçinelim biz anca öyle.
Ayrıca üstatta öyle muhteşem bir birikim ve arşiv var ki, sonsuz saygı duyulası. Buna rağmen gösterdiği sonsuz mütevazılık da onu fazlaca sevmemiz için yeterli bir sebep.
Fakat ben anladım ki bizim yeni neslin yolu yol değil. Yani en azından bu konuya dair umut çok az.
Hiç ilgisi olmayan adamı bile bir yerinden çekebilecek öyle güzel, öyle saklı kalmış şeylere sahipti ki bu seminer.. Kıymetini bilene tabi.. Neyse ki ben fazlasıyla kıymetini bilip, pür dikkat dinledim, izledim, iyi ki de çağırmışım. Her şeyi geçtim, bize - en azından bana - bu kültürü bi şekilde aşılamış olan, şeker gibi, son derece samimi bir adamla tanışmış oldum. Çalışmalarımıza dair harika fikirler de aldık, ufkumuzu açtı biraz daha önerileriyle. Benden mutlusu yok yani şu an.
Bu arada bir önceki yazıda umut ettiğim şey de gerçek oldu. Güzel ve keyifli birkaç tavla maçı gerçekleştirdik kendisiyle. Evet, yenildim elbette ama en keyifli tavla yenilgisiydi.
Neyse dostlar ben imzalı güzel afişimi asmaya gidiyorum.
Bendeki bu heyecan da n'olucak bilmiyorum ama haydin görüşürüz.
Cut!
20 Mayıs 2012 Pazar
"Güven"li Kalalım!
Şimdi bir adam hayal etmenizi istiyorum.
Bu adam; sevecen mi sevecen, egolarından son derece arınmış, bilgisiyle insanları kendisine hayran bırakan, kıp kıvırcık bir adam :)
Kim midir bu adam ? Görselden tanıyamayanlar varsa onlar için söyleyeyim;
Elbette en kaliteli ve bilgili "müzik sever" Güven Erkin Erkal.
Benim ve rock müzik ile ilgilenen insanların %90'ı için Güven Erkin Erkal demek, "rock" demektir. Neden mi?
Çünkü ben vakti zamanında gerek yerli, gerek yabancı, gerek underground, gerekse popüler müzik gruplarını işte bu kıymetli adamın radyo & televizyon programlarında, dergilerinde öğrendim, dinledim.
Bazı insanlar vardır çoğu işi öyle güzel yaparlar ki, "vay be insan bu kadar da yetenekli olur mu be arkadaşım!" dersiniz içinizden. İşte bu adam öyle bir adam. Yaptığı bütün işleri kendisine yakıştıran cinsten.
Mayıs ayı içerisinde de birçok ilde ve birçok üniversitede engin bilgilerini genç kitlelere aktarmak için bir seminer başlattı Güven Erkin Erkal.
Seminerin adı Türkiye'nin Rock Tarihi.
Bu semineri ilk duyduğumda müthiş heyecanlandım, acaba dışarıdan katılım olur mu diye düşünüyordum ki aklımda bir ışık yandı.
"Ben de sorayım, belki bizim okula da gelir" diye geçiriverdim içimden ve sordum kendisine.
Tüm sevecenliğiyle, saniyesinde bana "elbette" cevabını veren bu güzel adamı ağırlamak için koyuldum iş başına. İşte gün ayarlamalardır, okuldaki izinlerdir, duyurulardır odur budur derken hallettim ve geldi çattı son 2 gün.
Ama öyle çok heyecanlıyım ki blogdaşlar.
Hem organizasyonun verdiği heyecan var, hem bu seminerde dinleyip daha da fazla öğreneceklerim var hem de oturup Güven Erkin Erkal'la muhabbet etme güzelliği var. Aklımdaki tonla soruyu sorup, enfes fikirlerini duymak istiyorum bir an evvel.
Hatta çok sağlam bir tavla ustası olduğunu bildiğimden, bir tavla maçı da teklif etsem mi diye de düşünmüyor değilim ama ezilme ihtimalim çok yüksek :)
Ama size şimdiden söyleyeyim eğer aklımdaki fikirlere güzel bakarsa, -ki bu adam öylesine güzel bir adamken- daha sıkça karşılaşabiliriz belki de :)
Neyse, bu yazıya son verirken üstadın kendi sözüyle kapatmak istiyorum.
Sert kalın, taviz vermeyin!
Cut!
24 Mart 2012 Cumartesi
Su Çok Güzel Gelsenize
Selam Nil'in takipçileri,
Ben de Nil'in takipçisiyim ama şu an buraya yazan anlayacağınız gibi Nil değil. Daha önce de bu geyiklere girilmiş belki hatırlarsınız. Amaç kendi blogumun reklamını yapmak. Bundan sonra yazacaklarım tamamen benim blogumla alakalı olacak yani. Yani kalan 3-5 satırda kendi blogumdan bahsedicem. Eeeh başlıyorum.
Ben Hakan, hatta Hakan Kurt. Blog dünyasına yeni atılmış olmama rağmen bu alanda oldukça deneyimliyim demek isterdim ama değilim. Daha önce kısa bir wordpress maceram oldu ama 15 yaşında blog yazan birinin blogları pek takip edilmiyor. Şimdi 21 yaşındayım, 6 takipçim var, biri fake. Bana gelince; grafik tasarım bölümünde okuyan bir üniversite öğrencisiyim. Ayrıca bölümümün getirisi olan fotoğraf konusunda biraz bilgiliyim. Ekşi Sözlük yazarı olmaktan dolayı gururluyum ama nickimi söylemem. Hep acayip başlıklara yazıyorum. Türkiye'de her 60 saniyede 2 milyon kişinin porno izliyor olması gibi. Neyse konumuzdan sapmayalım, çok da uzatmak istemiyorum. Nil'in netbooku beni oldukça zorluyor zaten.
Son olarak blog adresim: http://hakankurt7.blogspot.com/
Nil'i merak ediyorsanız eğer şu an karşımda ice tea içerek telefonumdan fruit ninja oynuyor. Bu kadar.
12 Mart 2012 Pazartesi
İyi de "Neden" ?
Gün geçmiyor ki bir şeylere daha anlam veremeyeyim. Veremeyeyim de ne acayip kelimeymiş, yazarken heceledim falan, o derece.
Neyse, şimdi anlatacağım şeye eminim aranızdan epey kişi bana destek çıkıp, "ulan bence de ne saçma şey" diyecektir.
Fakat bir de isteğim var ki; eğer anlayanınız varsa bu durumu, lütfen beni aydınlatsın.
Evet. Konumuz "Reklamlar".
Reklam sektörünü epey severim. Hatta eğer Radyo, Televizyon ve Sinema okumasaydım, Reklamcılık okuyacaktım. Gel gelelim ki bu reklam sektörünün basitliği bütün beğenimi aldııı, götürdü!
Şu güzelim sektördeki sığlık durumu beni çileden çıkartıyor arkadaşlar. Yaratıcılık sıfır, tut ki bir şey yarattılar, onu türetmek sıfır. İlle de bir kopyacılıktır gidiyor ama bence bunun bir mantıklı açıklaması olması lazım. Çünkü bariz kopyacılık yani, insanın gözüne soka soka yapılan cinsten.
Mesela bu, geçmişten günümüze dek gelen iletişim dalındaki markalarının rekabeti.
Turkcell olsun, Avea olsun, Vodafone olsun, hepsi aynı.
Hepsi aynı anda bir kampanya çıkartıp, aynı anda bu kampanyaları birbirinin taktikleriyle müşterilere ya da müşteri olmasa bile izleyenlere sunuyor.
Son birkaç yıldır da reklamlarında komedyen kullanma olayı başladı. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ata Demirer, Şafak Sezer vs.leriyle.. Hadi tuttunuz bu adamları oynattınız iyi dedik, hoş dedik, güldük. E bari konseptleri aynı yapmayın gözünüzü seveyim. Hepsinde bu komedyenler, girdikleri tiplemeler ile, asıl reklamı yapılan firmaya karşıt olan, ama mensup oldukları kurumdan rahatsızlık duyan, ama boş boş savunup, asıl reklamı yapılan şirketi öven hede hödöler. Yani ne bileyim bence bu tarz reklamlar insanı iter. Ben uyuz oluyorum şahsen bu tekdüzeliğe.
Bir ara Turkcell " gnctrkcll " reklamları yaparken aşmıştı bu sorunu ama yeni baştan sardı aynı döngüye.
Biraz yaratıcılık ya, biraz!
Bir diğer örneğim de cips reklamları.
Şimdi bir tanesi Megan Fox'u reklam yüzü yaptı diye, hop öbürü Pamela Anderson' ı reklam yüzü yapıyor.
Yine aynı konsept tabii. Seksi hatunlar cips yiyor, arada gülelim diye reklama espri falan katılıyor, yok birinde " kremimi sür. Ah, olmaz canım süremem cips yiyorum." , diğerinde " aa paçoz, kot mu giydin, git biraz ateşli ol." durumları.
Gerçi sadece bunlar değil, düşünseniz bin tane örnek bulursunuz şimdiye dek yapılan reklamlardan ama benim bu aralar gözüme en çok batanlar bunlar oldu.
İşte böyle amaa ;
Sorarım size okuyucularım sorarım! Neden böyle he neden ?
Niye bu adamlar birazcık farklı olmamakta bu kadar diretiyorlar ?
Cut!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







